ŞAİRİN KİŞİLİÐİ


Şiirin bir kelâm sanatı olduğunu inkâr edecek değilim. Elbette ki şiir, güzelliğini, konusundan çok söyleyiş tarzından, edasından alır. Dergimizin birinci sayısında Melih Cevdet Anday'ın o zenci şairinden çevirdiği şiir, dilimize başka biri tarafından çevrilseydi belki bizi o kadar sarmıyacaktı, ne bileyim belki de daha çok saracaktı. Öyleyse aynı konunun başka başka ellerde daha güzel yahut daha çirkin olması neden? Şüphe yok; şiirin güzelliği söylenişine bağlı. Ama iş bu kadarla bitiyor mu? Ya o zenci şair, Dixie'de öldürülen kara biberinin arkasından yanıp yakılacak yerde sevinseydi, bayram etseydi, biz yine o şiiri güzel söylenmiş diye sevecek miydik? İstediği kadar güzel söylenmiş olsun, insanlık sevgisine, uğraş sevgisine, hürriyet sevgisine aykırı düşüncelerle, duygularla yazılmış bir şiirin bizi ta gönülden kavramasına imkân var mıdır? Dahası var. Sevmediğimiz, beğenmediğimiz, kötü bildiğimiz bir şair günün birinde tesadüfen güzel bir şiir yazsa, bu şiiri, beğendiğimiz, iyi şairlerin şiirleri arasına katıştırmak, o şairin bütün eski kötü şiirlerini bir anda unutuvermek elimizden gelir mi? Demek ki şiirin güzelliğine şairin kişiliği de tesir ediyor. Ben kendi hesabıma bir takım ruhçu, allahçı şairlerin şiirlerine katlanamıyorum. Şiirini okuduğum şairin mutlaka ileri bir insan olmasını istiyorum.
Şiirin güzelliği söylenişinden geliyor. Doğru söze ne denir! Ama iş bu kadarla bitmiyor. Şiirin arkasında birini arıyor gözlerimiz, müşterek derdimizi dert bilen, bizi bu dertten kurtarmak için çırpınan birini.

Oktay Rifat / Yaprak dergisi, sayı: 3, 1 Şubat 1949, Ankara


Nizamettin Uğur || nizamettinugur.gen.tr