Sevdiğim Kitaplar-3 "Edebiyatın Gizi Şiirin Dili" /Ahmet SAY

Evrensel Kültür dergisi, Sayı: 213, Eylül 2009, İstanbul. (sayfa: 62-63)


Kendini gizleyen bir edebiyat bilimci olan Nizamettin Uğur'u size nasıl tanıtayım? Her şeyden önce o, "bizim insanımız"dır. Bu genel sözün ne demek olduğunu, Nizamettin'i tanıyanlar bilir. Derinden derine her şeyi hisseden, ama hiç belli etmeyen bu alçakgönüllü arkadaşımız kadar ağırbaşlı ve güvenilir insan pek az gördüm. Yüreğini iyilik meleği gibi kullanmasına bakmayın, haksızlıklar karşısında o yürek, bir molotofkokteylidir.

Onu ben Türkiye Yazıları'na gönderdiği yazılardan tanıdım. Derginin çalışma kurulunda birçok ortak arkadaşımız olduğu halde yazısını onlar eliyle göndermez, postaya verirdi. Bu taş gibi yazıları yazan onurlu, içe dönük devrimciyle sonraları başka bir fırsatla tanıştım.

Balıkesir'deki Necatibey Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü'nü bitiren Nizamettin Uğur, o zamanlar Türkiye'de pek bilinmeyen "edebiyat bilimi'ne kendiliğinden çırak olarak başlamak istediği için, öğretmenlik yaptığı yıllarda lisansını da tamamladı. Davayı da ihmal etmedi, meslek örgütlerinde yöneticilik, şube başkanlığı yaptı. Yazma serüvenini daha çok deneme, inceleme ve eleştiri ile sürdürdü. Anlambilim / Sözcün Anlam Açılımı (2003) adlı semantik (anlambilim) kitabı, tabii ki Bizans'ın gözünden kaçtı.

Nizamettin Uğur, Edebiyatın Gizi Şiirin Dili adlı kitabını "Edebiyat", "Şiir", "Sanat, Yazar" başlıklı üç bölümden oluşturmuş. İlk bölümde, edebiyat sevgisinin kendisinde nasıl doğup geliştiğini anlatıyor. Burada dikkate değer bir tanım yer alıyor: "Edebiyat: Karakutunun çözülmesi, iletişim estetiği".

Ele aldığı konuları sıkı bir irdelemeden geçiren yazardan nasıl alıntılar yapacağımı bilemiyorum. Çünkü hepsi değerli, hepsi öğretici.

Şöyle diyor Uğur:

"Şiir dili, duygu ve düşüncelerle değil, bunların dil içindeki somur aracıları olan sözcüklerle gerçeklik dünyasında var olabiliyor.

O zaman, Mallarme'nin dile getirdiği ilke çıkıyor ortaya:
Şiir, sözcüklerle kurulur.

Şairlerin iyi bildiği şu sözü eklemek gerekiyor burada:
Duygu ve düşünce zenginliği ya da yoğunluğu, kişiyi şair yapmaya yetmez.

(...) Günlük konuşma dilinde ve düzyazı dilinde, sözgelimi 'savaş'la ilgili şöyle bir cümle kurabiliriz: Savaş anlatılamayacak kadar kötüydü.

Şair bunu şöyle söyler:

Savaş sığmadı dile (Fazıl Hüsnü Dağlarca).

Yalnızlık içinde kıvranan bir insan 'Çok yalnızım.' der. Şair ise şöyle söyler:

'Biliyorsun ben hangi şehirdeysem
Yalnızlığın başkenti orası' (Cemal Süreya)

(...) Şiir dili, her türlü anlatım özgürlüğünü kullanırken ve sözcükleri yeni anlatım anlamlarıyla, yen, sözdizim kurallarıyla kendini gerçekleştirirken, düzeni, mantıksal gereklilik değil, estetik gereklilik sağlar. Yeni bir mantık: güzellik ya da anlatım mantığı. Bu anlatım gücünü değerlendiren, öncelikle şairdir, daha sonra da okurun zevk anlayışıdır.

Demek ki şiir dili ve şiirsel anlam; iki karşıtlığın sarmal ilişkisine, yani diyalektiğine dayanmaktadır:

Parçalama-yeniden kurma.

İmge elde etme yolu işte bu diyalektik ilişkiden geçer."

Nizamettin Uğur'un "Edebiyatın Gizi Şiirin Dili" başlıklı 102 sayfalık çalışmasında olduğu gibi, bu tür kitapları alıntılarla açıklamaya kalkışmak, kitabın örgüsünü katletmek demektir.
Yine de sanat ve sanatçı üzerine doğruluğuna katıldığım bir görüşünü son bir alıntıyla size aktarmak istiyorum:

"Sanatçı üretirken kimi zaman oyun da oynar. Oyun, yaşamı üretmek, çoğaltmaktır; yaşama öykünmektir, öykünürken öğrenmektir, öğretmektir. Oyunun kalitesi, zekâ dolu olmasında, verdiği hazda, büyülü ortamı var edebilme gücündedir."

Bir şey daha, ama bakın bu bir alıntı değil, kuşkusuz ki efendiliğin bir göstergesidir.

Nizamettin Uğur, kitabın boş kalan 102'inci sayfasının altına alçakgönüllü bir not iliştirmiş:

"Eleştiri, öneri, yazışma için: nizamettinugur@gmail.com"


Ahmet Say, "Sevdiğim Kitaplar-3 / Edebiyatın Gizi Şiirin Dili", Evrensel Kültür dergisi, Sayı: 23, Eylül 2009, İstanbul. (sayfa: 62-63)


Nizamettin Uğur || nizamettinugur.gen.tr