Sözcüklerin Değişen Bağlam Anlamları

Yayımlandığı Yer: Lacivert dergisi, Mayıs-Haziran 2007


Murat Belge, 30 Mart 2007'de Radikal gazetesindeki köşesinde yayımladığı "Sayın' krizimiz" başlıklı yazısında Tayip Erdoğan'ın Abdullah Öcalan'a "sayın" diye hitap etmesinin yol açtığı tartışmaları irdeliyor. Yazarı az çok tanıyanların kolayca kestirebileceği üzere, bu yazıda, 'sayın' seslenme sözcüğü üzerinden Türkiye'nin bazı sol kesimlerinin düşünsel düzeyi, asıl olarak da sosyal-demokratlar eleştiriliyor.

M. Belge, yazısını, "Kendimize kriz bulmakta üstün başarı gösteriyor ve yaratıcı bir millet olduğumuzu dünya âleme kanıtlıyoruz." düşüncesi temelinde kuruyor. Bir anlamda, bu bakış açısına dayanarak söylem ve biçem çözümlemesine girişmiş, diyebiliriz.

Asıl konuya geçmeden önce, bu temel yaklaşıma ilişkin kısa bir şeyler söylemek gerekiyor.

Bazı aydınlarımız, Doğu-Batı karşılaştırması yoluyla ülkemize insafsızca çullanırken Batılı toplumları fazlaca yüceltiyor. Aynı davranışı bizim insanımız yapınca acımasız oluyoruz, Batılı insanı yapınca nerdeyse görmüyoruz.

Elbette düşünce dünyamızın düzeyi, toplumsal algı biçimimiz eleştirilmelidir. Kendimizi irdelemeden, eleştirmeden bir yerlere varmamız olanaksız. Batı'nın çözümleyici (analitik) yöntemi, Antik Yunan'dan bu yana, bilimsel düşüncede ve özellikle son üç beş yüzyılda Batı'nın üstünlüğü için çok önemli bir etken. Ortaçağ karanlığının Antik Yunan ve Latin düşünce dünyasının yeniden kavranması yoluyla aşıldığını biliyoruz. Toplumsal ilerlemenin eteklerinden tutup gelişim hızını yavaşlatan, hatta insanları yer yer miskinliğe düşüren Doğu'nun içgörü gücünü, vicdanını, derinliğini de küçümsememek gerek. Sözgelimi Batı'daki kadar toplumsal boyutlu zulüm yaşanmamış Doğu'da. Tarihsel gelişim, bölgeler arasında salınımlı özellik gösterir; son atılım da Batı'nın onuru. Ama ABD'nin dünya halklarına yönelik küstahça saldırganlığı, AB ülkelerinin başka halklara ilişkin yer yer önyargılı, hatta ırkçı yaklaşımları bu "onur"u zedelemiyor mu?

Murat Belge'nin hakkını yememek gerekiyor. Batı'daki olumsuzluklara, bize yönelik önyargılara ilişkin eleştirel yazılarını da okuyoruz bazen. Ama bir türlü kurtulamadığımız 'oryantalist' tutum yazarımızı az da olsa etkilemiyor mu acaba?

Yazısının sonuna doğru şöyle yazıyor Belge:

"Yani sonuç olarak gene mister' demiş oluyoruz ( ya da 'herr' ya da 'monsieur' ya da 'senor'..). demek ki, 'Sayın Öcalan' demek, sözgelişi İngilizcede, 'Mister Öcalan' demek"

Bu sözlerinden önce, arada ,"Sayın', aslında epey 'bize özgü' bir kelime, bir dil 'devrimi' ürünü diyebiliriz" notunu düşüyor.

Murat Belge'nin Türk Dil Devrimi'ne yönelik olumsuz tutumunu biliyoruz. Ama bu yazıda yukarıdaki sözlerini tartışmak istiyoruz.

Sözcüklerin anlamlarının her dil içinde duygu değeri dediğimiz çağrışımsal anlamlar boyutunu bence gözden kaçırıyor M. Belge. Dil ve estetik konularında yeterli birikime sahip olduğunu, bu konularda yazılar yazdığını biliyoruz. Ama ideolojik algılama biçimi ne yazık ki onun da düşünce üretimini etkiliyor genelde. Aydın olsun, sıradan insanımız olsun, kimilerimizde kendi toplumuna karşı sevgisizlik, Batı karşısında aşağılık duygusu görülür. M. Belge'de aynı durumların olduğunu söylemek istemiyorum; ama onun bu bakımlardan hiç etkilenmediğini de söyleyemeyiz.

Acaba "sayın" seslenme sözcüğü gerçekte tam olarak "herr", "mister" vb sözcüklerini karşılar mı? Aynı tür sözcüklerin aynı duygu değerini, aynı çağrışımsal anlamı taşıması olanaklı mıdır her zaman?

Toplumsal dilbilim sözcüklerin, söylemlerin, simgelerin, göstergelerin anlam dünyalarını inceler; bu alan üstelik siyaset bilimcilerin, toplumbilimcilerin, tinbilimcilerin, söylembilimcilerin, yorumbilimcilerin de ilgi alanlarına girer. Şimdilerde artık çok şey biliyoruz dile ilişkin.

Söz, yalnızca kendi iç öğeleriyle anlam taşımaz; sözün bağlamı, ikamesiyle de ilişkilidir. Bağlamlar da, başka deyişle daha geniş anlamda metinler de, dil dışı pek çok öğeyi taşır içlerinde. Duygu değeri, çağrışımsal anlam gibi kavramlar işte bu öğelerle ilişkilidir.

Biz daha bildik sözcük ve kavramlardan örnekler verelim.

"Kur'an" ya da "İncil" sözcüğünün duygu değeri Müslümanlar için, Hıristiyanlar için, dinlere inanmayanlar için ne kadar farklı olduğunu biliriz. Bu nedenle bu sözcükleri kimin, hangi ortamda, hangi amaçla kullandığı önemlidir; çağrışımsal anlamları da değişir bu durumlara göre. Anlamı belirleyen, bağlamdır; sözün dilbilgisel (gramatik) anlamı ile sözce (retorik) anlamı arasında ayrım işte buralardan çıkar. Bir başka örnek, sözgelimi "seni seviyorum" sözü. Bu sözün iç tutarlılığı sağlayan bağlamı (: tümce bağlamı) ile konuşma içindeki ya da uzamındaki bağlamı (:sözce bağlamı) arasındaki ayrım işte buradan çıkar. Yerine göre aşkı, sıradan sevgiyi, baştan savıcılığı, hatta yerine göre nefreti, sövgüyü, karşıt anlamını içerir. İşte bu farka sözce diyoruz. Demek ki tümce sözün sabit uzamıyla, sözce ise değişen uzamlarla ilgili anlamsal bağlamları dile getirir. Buradan kalkılarak sözcüklerin gerçek ya da değişmece anlam boyutları irdelenir, söylem çözümlemelerine gidilir.

Sözce anlamları yalnızca gerçek anlam-değişmece anlam boyutlarıyla ilgili değildir. Kavramlaşmış anlamlarda bile, başka deyişle, dile yerleşerek kavram boyutu kazanmış anlamlarda da görülür bu ayrım. Sözcükleri birebir, sözlüksel sınırlılıkla çeviremeyiz bu nedenle. Çevirilerdeki tutarsızlıklar da işte buradan kaynaklanır.

Sözce kavramını "sayın" sözcüğü üzerinden bile örnekleyebiliriz.

Bu sözcüğü, sözlüklerin hemen hepsi aynı biçimde veriyor: "saygıdeğer, muhterem."

Murat Belge, sözlüklere henüz girmemiş bir anlamını daha belirtiyor yazısında. Batılı söyleme yaklaşmak için -biz, adlardan sonra "bey" ve "hanım" sözcüklerini kullanıyoruz, Batılılar ise adlardan önce getiriyorlar çünkü- adlardan önce kullanılmak üzere "bay" ve "bayan" sözcükleri çıkartılıyor. Bunlarla yetinilmeyip sonra "sayın" çıkartılmış.

Ama M. Belge, henüz sözcüklere girmemiş bir anlamı üzerinde duruyor:

"Türkiye'de alışılageldik 'sosyal demokrat söylem' çok zaman kavgacı, en azından polemikçi olduğu için, bu 'sayın'ların çoğunda adı geçen pek öyle 'muhterem' değil, tam tersi olduğu iması hissedilir."

Karşımıza iki anlamı çıkmış oluyor böylece: "saygıdeğer, muhterem" olan ve olmayan anlamı. Bu ikincil anlama biz "yoksunlama" adını veriyoruz. Tayip Erdoğan bu sözcüğü hangi anlamda kullanmış öyleyse? İkinci anlamda olmadığı kesin. Belki M. Belge'nin de sözünü etmediği, duygu değeri sıfıra yakın olan, 'nötr' anlamda, yalnızca seslenme, retorikçe oluşan boşluğu doldurma işleviyle kullanmıştır. Bağlam anlam dediğimiz sözce anlam tam da budur işte.

Bu tür kullanımları pek anlamlı bulmayan M. Belge, sözü dil devrimine de getirerek asıl yanılgı noktasını açığa vuruyor:

"Ama bunlar bizim, 'Dil Devrimi'nden başlayan, dolayısıyla kendimizi sınırlı, anlam dünyamızın konuları. Çok zaman, konuştuğumuz bu şeylerin dünyada ne anlama geldiğine karar verebilmek için, kendi kavramlarımıza bir de yabancı bir dil ışığında bakmak faydalı oluyor. Yani ne demiş oluyoruz biz, birine 'sayın' dediğimizde? Kelimelerin böyle serüvenleri olmadığına göre (...)"

Sonra ekliyor kısaca:

"Yani sonuç olarak (...), 'Sayın Öcalan' demek, sözgelişi İngilizcede, 'Mister Öcalan' demek."

Tam da böyle bir eşitleme, kendisinin de yukarıda belirttiği gibi, ikinci anlamı dışlamayı içerir. Anlambilimi iyi bildiğini düşündüğümüz M. Belge, işte burada kendisiyle de çelişerek -çünkü oryantalist bakış giriyor devreye- dilin önemli bir özelliğini atlıyor. "Kelimelerin böyle serüvenleri" demek ki oluyormuş 'sayın' Belge. Dil devinimli, dönüşümlü bir seyir izler; toplumsal olayları yansıtmanın en önemli aracıdır çünkü. Yeni anlam dünyaları, ya yeni sözcükleri çıkarır ortaya, ya eldeki sözcüklerin yan anlamlarını sivriltir, ya da yeni -değişmeceli- anlamları üretir. Böyle durumlarda diller arasında birebir anlam eşitliğinden söz edilemez. İşte bu nedenle sözcük sözcüğe çeviri yapılamaz.

Böyle etimolojik (kökenbilgisel) durumlardan kalkılarak, bir yandan birilerinin Öcalan'a 'saygıdeğerlik' payı çıkarmaya çalıştığından, öte yandan bunun karşıtı yapılarak 'Mister Öcalan' denildiği için ceza verilen bir ülke olarak 'hoş olmayan' bir durumdan söz edeceksiniz. M. Belge başta olmak üzere bazı kimselerin karar vermesi gerekiyor: Dil olayına göre mi şekilleniyor 'insan'ın algı dünyası, yoksa Batı'ya göre mi? Toplumdilbilimsel gerçekliklere göre mi kuracağız düşünce dünyamızı, yoksa Batı'ya uymak adına 'ilkel' yanlarımızı mı törpüleyeceğiz?

Bitirirken önemli bir not düşmem gerekiyor.

Bu yazıda, "sayın" sözcüğünün kullanım biçimleriyle ilgili siyasal eğilimler arasında, taraf tutucu herhangi görüş taşınmamış, yalnızca dilsel tartışma, irdeleme yapılmakla yetinilmiştir. Tartışan karşıt eğilimlerin söylemlerini bu sözcük üzerinden çözümleme girişimi, kuşkusuz çok daha ilginç sonuçlara ulaştıracaktır bizi.

Lacivert dergisi, Mayıs-Haziran 2007


Nizamettin Uğur || nizamettinugur.gen.tr